fbpx

Cenk Turanlı ile KES grubu ve Kamlama albümü hakkında konuştuk

Cenk Turanlı ile KES grubu ve Kamlama albümü hakkında konuştuk

  • By :
  • Category : News
  • Comment : 0
Cenk Turanlı ile KES grubu ve Kamlama albümü hakkında konuştuk

[av_section min_height=” min_height_px=’500px’ padding=’default’ shadow=’no-shadow’ bottom_border=’no-border-styling’ bottom_border_diagonal_color=’#333333′ bottom_border_diagonal_direction=’scroll’ bottom_border_style=’scroll’ scroll_down=” custom_arrow_bg=” id=” color=’main_color’ custom_bg=” src=” attach=’scroll’ position=’top left’ repeat=’no-repeat’ video=” video_ratio=’16:9′ video_mobile_disabled=” overlay_enable=” overlay_opacity=’0.5′ overlay_color=” overlay_pattern=” overlay_custom_pattern=” av-desktop-hide=” av-medium-hide=” av-small-hide=” av-mini-hide=” av_element_hidden_in_editor=’0′]

[av_textblock size=” font_color=” color=” av-medium-font-size=” av-small-font-size=” av-mini-font-size=” admin_preview_bg=”]

Takas Pazarı – 3. sayı
Son günlerde kulakları fazlasıyla meşgul eden bir isim var. Anlamı hepimizi temsil ediyor, söylemesi ve akılda tutması kolay. Ama daha da güzeli, şarkıların çok iyi olması. Cenk Turanlı, Emre Kula ve Mehmet Demirdelen üçlüsünün oluşturduğu KES, an itibarıyla yalnızca Türkiye’de değil, yurt dışında da büyük ilgi görüyor, radyolarda çalınıyor, teklifler alıyor. Biz de sevgili Cenk Turanlı ile bu harika projeyi konuşalım istedik.
Böyle bir grubu kurma fikri nasıl oluştu?
Mehmet ile eski arkadaşız, 15 yıllık bir geçmişimiz var konsevatuardan. 2001 yılından bu yana beraber müzik yapacağımızı biliyorduk ve zaten beraber yıllarca çaldık. Hatta bir bass gitarist olarak benim en rahat çalabildiğim kişidir kendisi. Birkaç yıl önce, üniversitenin bölüm final sınavları oluyordu. Benimkinde Mehmet çalmıştı, Mehmet’inkinde de ben çalacaktım, böyle bir trio oluşturalım istedik. Üçüncü kişi de Emre’ydi. İlk provayı yaptığımız andan itibaren birlikte müzik yapacağımızı biliyorduk. Sınavları geçtik tabii ki, hocalarımız çok beğendi yapılan işleri. Herkes de devam etmemiz konusunda bize destek oldu. Zaten “Devam edelim mi?” diye konuştuğumuz bir şey değildi, kendiliğinden devam etmeye başladı ve düzenli çalışarak kendi şarkılarımızı yapmaya başladık. Hani kısacası, “Bir grup kuralım” denmedi, kendiliğinden oluştu bu grup.
Peki neden “KES”?
Üçümüz de bir araya geldiğimizde tarih konuşmayı severiz. İnsanlık tarihi, geçmiş dönemlerde olan şeyler, İkinci Dünya Savaşı dönemi, hatta Mehmet çok ilgilidir böyle şeylere. Grubun ismi de, albümün ismi de ondan çıktı. “Grubun ismi KES olsun mu?” dedi, “KES derken? Kesmek anlamında mı yani?” diye sorduk biz de. “Hayır, insan anlamında, HERKESteki KES” dedi ve bizim de çok hoşumuza gitti.
Kamlama da aynı şekilde. Kam, şaman demek. Kamlama da şaman ayini demek. Zaten grup ismi seçerken vurucu ve kısa olmasını seviyoruz.
Şarkılarda hiç vokal düşünmediniz mi, çalışırken aklınıza gelen sözler oldu mu?
Hiç yazmadığımız gibi, hiç düşünmedik ve oturup muhabbetini bile yapmadık. Yaptığımız her provada çaldığımız şey o kadar güçlü ve uyumluydu ki, o doğallık içinde çıkıpta “Acaba şurada vokal mi olsa?” gibi bir söylem olmadı. Zaten o mantıkla yapmadık şarkıları. O yüzden vokal eksikliği hiç hissetmedik. Ama ileride yapacağımız çalışmalarda yer verebiliriz. Biz, keskin kararlarla müzik yapan bir grup değiliz. O yüzden müziğimize katkıda bulunabilecek her türlü fikir ve sound’u değerlendirmeye alacağız.
Sizce bu albümün türü nedir, nasıl tanımlarsınız?
Aslında tarzlar ve kavramlar da yıllar geçtikçe, günümüzde benim için anlaşılmaz olmaya başladı. Biz öyle tarz peşinde koşan adamlar olmadık, ama yaptığımız müzik, enstrümantal bir müzik, en anlaşılabilir kısa haliyle enstrümantal progresif rock diyoruz. Çünkü hepsinden öğeler var.
Albümde 9 tane şarkı var. Peki tamamen 9 şarkı yapıp mı bu şarkıları albüme koydunuz, yoksa başka şarkılar da vardı ve albüme koymayı istemediniz mi?
Şarkıların final aşamalarına gelebilmek için bayağı süreç geçti. Bizim müziğimiz, hani şarkı başlar, vokal girer, nakarata gelir gibi bir mantık olmadığı için devamlı değişime açık bir müzikti. O yüzden devamlı değişti şarkılarımız. Evet, elimizde materyal vardı, ama bu 9 şarkının bizi ilk albümümüzde bir bütün olarak en iyi temsil edebileceğine karar verdik.
Kayıt sürecinden biraz bahseder misiniz?
Albüm kaydı, 3 Ocak 2014’te başladı. Canlı olarak kaydettik. Sonra tüm canlı çalma işlemleri bittikten sonra bazı şarkıların üzerlerine Emre akustik gitar çaldı. Mehmet de biraz perküsyon çaldı. Kayıt süreci aslında 15 gün kadar sürdü. Sonra miks kısmı başladı, ki o kısımlar olayın en can sıkıcı tarafı aslında. 3 kişinin de tatmin olacağı bir ses uyumunun ortaya çıkması zordur. O yüzden biraz uzun sürdü o kısım.
Enstrümantal şarkılara isim vermek, sözlü şarkılara kıyasla daha zor olsa gerek herhalde. Siz bunu nasıl hallettiniz? Mesela “31” ne demek?
Her provamızda bir kayıt cihazı kullanıyorduk. Her provamızı bununla kaydettik. Bir dönem 3-4 şarkı yapmıştık. 2013’ün Gezi döneminde hepimiz sıkıntıdaydık biliyorsun. O günlerde biraz çıkmaza girmiştik aslında. Yaşadığımız toplumsal sıkıntılar, yeni bir şey üretmemizi biraz zorlaştırıyordu, ki yine kayıt cihazımıza açıp ardından çalmaya başladık ve 31’in ilk hali çıktı, ama neredeyse tamamına yakınını çıkardık ilk seferde. “Abi çok iyi oldu” falan derken cihazda bu şarkının kayıt numarasına baktığımızda “31” yazdığını gördük. İsmi böyle çıktı ortaya. Mesela Dört, yaptığımız 4. şarkı olduğu için öyle. Çokta üzerlerine mistik anlamlar yüklemeyi düşünmedik yani. Onu dinleyicilere bırakıyoruz genelde.
Albüm çıkalı birkaç ay oluyor. Peki albüme tepkiler nasıl?
Hiç kötü yorum almadık desek doğrudur. Sadece “Şunda vokal olsaydı, şurası daha sert olsaydı” gibi bazı yorumlar geldi. Bunlar tabii vakit harcayıp da şarkılarımızı dinleyen insanların kişisel müzikal beğenileriyle doğru orantılı bir şey. Müziğimizin güçlü olduğunu ve dikkat çekeceğini biliyorduk. Aslında bu tip şeyleri çok da düşünmüyoruz, çünkü biz sadece müziğe odaklı insanlarız.
Tanıdıklarımız, müzisyen arkadaşlarımız çok ciddi destek oldular bize. Kayıtlardan alet edevat temininden albümün kapağına kadar hem kendimiz karşıladık hem de arkadaşlarımızdan destek aldık. KES, yalnızca 3 kişilik bir grup değil, geniş bir aile aslında.
Dediğim gibi yorumlar çok iyi, hatta ilk enteresan tepkiler yurt dışından geldi. İnternetin müzik dünyasına kösteği olduğu gibi desteği de oluyor. Yaptığınız şey bir anda tüm dünyaya yayılabiliyor. Çek Cumhuriyeti’nden, İspanya’dan, Amerika’dan, özellikle de İngiltere’den inanılmaz yorumlar içeren e-mail’ler aldık. Hatta bazı PR şirketleri bizimle çalışmak istedi, bir tanesiyle de sözleşme imzaladık. İngiltere’de tanıtımımızı yapıyorlar.
Kitle kendiliğinden büyüyor ve dinleyici kitlesi artıyor. Yapımcımız da destek oluyor. Plağımız da yolda hatta. Her şey şu an çok olumlu. Zamansız bir müzik aslında bu yaptığımız. Yani biz bu albümü 10 yıl önce de çıkarsak, 10 yıl sonra da çıkarsak kolay sıkılabilecek bir müzik olmadığı için zamanla daha da yayılacağını ve özellikle 2016’nın bizim için önemli olduğunu düşünüyoruz. Yurt dışında albümü tanıtmaya devam edeceğiz.
Özel yorumlar da vardır muhakkak?
Testament’in bass gitaristi Steve Digiorgio benim arkadaşımdır. Daha önce onunla çalışmıştım. Ona yollamıştım mesela. Albüm çıkmamıştı, ilk ona yollamıştım ve yorumlarını merak ediyorduk. O da yeni şeylere hep açık biri olduğu için sevinmişti. Hatta albüm çıktıktan sonra albümle birlikte fotoğraf çekilerek Facebook hesabına koymuştu. Albümü dinledikten sonra 2 gün boyunca beni mesaj yağmuruna tuttu. “Şurayı nasıl yaptınız, burayı nasıl bağladınız?” gibi, ki hayatta en sevdiğim adamlardan biridir kendisi. Onun çaldığı albümlerle büyüdüm, bass gitaristliğimde çok büyük etkisi vardır ve o adamın “Şunu nasıl buldunuz yahu?” gibi yorumlar yapması ve albümü grubuna dinletmesi ve onların da beğenmesi bizi çok mutlu etti.
Ülkemizden de birçok değerli müzisyenden güzel yorumlar aldık. Mesela MFÖ’den Özkan Uğur’a albümümüzü verdik. Bir festivalde beraberdik. Daha sonra kendisiyle görüşme fırsatımız olmadı ama, bir yarışmaya jüri üyesi olmuş ve orada herkese bizden bahsettiğini duyduk.
Peki albümün yurt dışına satışı fiziksel olarak var mı, yoksa yalnızca dijital servisler üzerinden mi?
Mesela Amazon’da fiziksel olarak satılıyor. Hatta biri alıp altına “Satın aldım ve bayıldım” yorumu yazmış. Daha çok tabii dijital ortamdan indiriyorlardır. İllegal olarak da indiriyorlardır, ama aslında bu bir problem değil. Ne kadar çok insan dinlerse, o kadar iyi bizim için. PR firmamızdan bilgiler geliyor mesela, İngiltere’de radyolarda bizim şarkılarımız da çalınıyor şu an. Zaten plak firmamız Lin Records’un yurt dışında bir firmayla ortaklığı söz konusu. O ortaklıktan sonra Avrupa’da da dağıtımı sağlanacak, ama tabii bunlar ne zaman olacak, henüz bir tarih veremiyorum.
Kapakta kafası yanan tavşan ve etrafını çevirmiş sinirli 3 kurt var. Kapağın hazırlanış sürecinden biraz söz eder misiniz?
Şakir Kış ve eşi Zeynep Kış, bizim çok yakın arkadaşlarımız. Hatta provalarımızı onların stüdyosunda yapıyorduk. Şakir’in Mehmet ile beraber Feza diye bir grubu var ayrıca. Şarkıların oluşum süreçlerinde hep yanımızdalardı ve çok iyi birer tasarımcılar. Big Baboli Print House diye bir firmaları var. Çok yetenekliler ve çok seviyoruz çizgilerini. Dolayısıyla kapak için ilk onlara gittik. Ülkemizde genelde albüm kapağı demek, sanatçının suratı demektir ya hani, işte biz öyle bir şey istemiyorduk. Sonra Şakir bize, “Değişik bir şey üzerinde çalışıyorum, beğeneceğinizi düşünüyorum” diyerek bu kapağı yapıp yolladı ve hepimiz çarpıldık.
El çizimi, çok emek harcanan ve çok güzel bir kapak oldu. Orijinali Şakir’de duruyor ve vermiyor bize. Bu görselin yaptığımız albümü çok güzel desteklediğini düşünüyoruz. Etraftan da beğenmeyen kimseyi görmedik ve güzel bir kapak oldu bizce.
Albümün plak formatı hakkında da bilgiler alalım.
Kaç tane basılacağını bilmiyoruz. 180 gram, en kalitelisinden olmasını istiyoruz. İçine ekstra şarkı koymayacağız, ama belki albümün kapağını bir poster olarak plağın ambalajına yerleştirebiliriz. Bunun için biraz daha süre var aslında, çalışıyoruz şu an. Ve baskı sürecinden diğer detaylarına kadar baktığımızda, bir plak çıkarmak için zaten en az 3-4 aylık zamanın geçmesi gerekiyor. Yurt dışı da dahil olmak üzere birçok kişi bekliyor bunu. Çıktığı zaman da ilgi göreceğini ve tükeneceğini düşünüyoruz. Yapımcımızla da konuştuk ve plak versiyonunun bu yılın Sonbahar aylarına yetişeceğini düşünüyoruz.
Bir sonraki albümü de yapma düşünceniz var. Peki bu süreç başladı mı?
Tabi ki var ve ufaktan çalışmalara başladık sayılır. Tabii buna başka işlerin yoğunlukları da giriyor. Mesela şu an CEZA ile de çalışıyoruz. Emre ve Mehmet’in diğer isimlerle yaptığı çalışmalar da var. O yüzden fırsat buldukça bir araya gelip çalışmayı istiyoruz. Arayı fazla uzatmadan, ama tabii “Hadi hemen yapalım” düşüncesiyle de olmadan, tıpkı ilk albümü içimize sinerek yaptığımız gibi 2. albümü de öyle yapmak istiyoruz. Sound’u nasıl olur, müzik değişir mi, bu konuda henüz bir şey söyleyemem, ama yolumuza devam edeceğiz.
Biraz da Malt’tan söz edelim isterseniz. Malt ne durumda şu an?
Biliyorsun bir süre önce Cenk (Durmazel) üzücü bir kaza geçirmişti, ama şanslıyız ki şimdi çok iyi. Ama o süreç bizi etkiledi tabii, sonuçta bizim kaç yıllık arkadaşımız ve her şeyden önce onun sağlığı söz konusu. O yüzden de büyük bir yoğunluk içine daha tam olarak girmedik, çünkü onu çok yormak istemiyoruz. Çok konser teklifi geliyor, ama aralarından seçerek değerlendiriyoruz. Bir single yayınlamıştık, hatta bir single daha yolda. “Single olarak mı devam edelim, yoksa kapanıp albüm mü yapalım?” diye de konuşuyoruz şu an, ama Malt aynen yoluna devam ediyor. Bu yaz akustik konser serilerimiz de olacak.
Zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

[/av_textblock]

[/av_section]

admin

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *